Demirel iki kez ihanet etti “alevi” cuntaya kol kanat gerdi.

28 şubat demirelDemirel, mezhepçi cuntayı korudu

.

28 Şubat’ta TSK’daki alevi cuntanın Kıvrıkoğlu’na suikast girişiminde bulunduğunu, amacın da Çevik Bir’e Genelkurmay Başkanlığı yolunu açmak olduğunu Cumhurbaşkanı Demirel’e ihbar eden Yarbay Yıldar’ın mektubu ortaya çıktı. Demirel, cunta ihbarını Genelkurmay’a iletir. Genelkurmay da Yıldar’ı yargılar. Bu olay, Demirel’in ikinci ihanetidir. 28 Şubat darbe hazırlıklarına dair Emniyet’in elde ettiği belgeleri Başbakan Erbakan da Demirel’e göndermişti. Demirel gereğini yapacak yerde belgeleri Genelkurmay’a ulaştırdı. Yarbay’ın ihbar mektubundan 3 gün sonra, 15 Mart 1998 tarihli Vakit gazetesinde yeralan ‘Bu aciliyet niye?’ başlıklı yazımız, TSK içindeki, alevi-sol kökenli, şiddetli İslam karşıtı bu cuntasal faaliyetin varlığı ile ilgiliydi.

21.04.2012 11:57 28 Şubat sürecinde ordudaki cunta yapılanmasını ihbar eden, ancak kendisi yargılanmak durumunda kalan emekli Kurmay Yarbay Yavuz Yıldar’ın mektubuna STAR ulaştı. Dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’e gönderilen; ancak Demirel’in hiçbir işlem yapmadan Genelkurmay Başkanlığı’na gönderdiği mektupta ordudaki cuntalaşmaya dikkat çekiliyor. Mektupta, “Sayın Çevik Bir’in Genelkurmay Başkanı olması için ya Sn. H. Kıvrıkoğlu ortadan kaldırılacak ya da Sn. Genelkurmay başkanımızın görev süresi bir yıl uzatılacak” uyarısı yapılıyor.

28 ŞUBAT İHBAR MEKTUBU! 

28subat-ihbarmek

Çevik Bir merkezli senaryolar

Yavuz Yıldar, “kurmay yarbay” rütbesiyle görev yaparken 28 Şubat sürecinde maruz kaldığı baskılara dayanamayarak emekli oldu. Yıldar, emekli olduktan sonra dönemin Cumhurbaşkanı Demirel’e orduda yaşananlarla ilgili bir mektup kaleme aldı. Çevik Bir’in merkezinde olduğu bazı senaryo, plan ve iddiaların yer aldığı 12 Mart 1998 tarihli mektubun en dikkat çeken kısmı dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Hüseyin Kıvrıkoğlu’na yönelik olduğu iddia edilen suikastle ilgili.

Lütfen bu senaryoyu engelleyin

Mektubun o kısmı şöyle: “Sn. Or. H. Kıvrıkoğlu’na Kıbrıs’ta düzenlenen suikast Allah’ın lütfu ile atlatıldı. Sayın Çevik Bir’in Genelkurmay Başkanı olması için ya Sn. H. Kıvrıkoğlu (Kara Kuvvetleri Komutanı) ortadan kaldırılacak ya da Sn. Genelkurmay başkanımızın (İsmail Hakkı Karadayı) görev süresi bir yıl uzatılacak. Millet olarak bu duamız her iki teşebbüsün de başarısızlıkla sonuçlanmasıdır. Özellikle ikinci teşebbüs Zat-ı alinizin de katkısını gerektiriyor. Lütfen Sayın Cumhurbaşkanım, bu senaryoyu engelleyin.”

Demirel aynen askere gönderdi

Fakat ‘kişiye özel mektup’ ile ilgili herhangi bir işlem yapılmadan Cumhurbaşkanlığı tarafından doğrudan Genelkurmay’a gönderildi. Bunun üzerine Genelkurmay Askeri Mahkemesi, Yıldar hakkında tutuklanma kararı çıkardı. Giresun’da çalıştığı şirketten apar topar alınan Yıldar, 12 Eylül’ün ünlü Mamak Askeri Cezaevi’nde bir süre yattı. Yıldar, tutukluluğuna ilişkin Deniz Kuvvetleri Askeri Mahkemesi’ne itirazda bulundu. Mahkeme, tahliye kararı verdi. Ancak kararı veren üç hakim önce sürgün edildiler sonra YAŞ kararı ile ordudan atıldılar.

DEMİREL’İN İKİNCİ VUKUATI

28 Şubat’ta Emniyet İstihbarat Dairesi, Deniz Kuvvetleri’nde vatani görevini yapan polis memuru Kadir Sarmusak üzerinden cunta yapılanmasını tespit etmiş BÇG’yle ilgili belgeleri buradan çıkarmıştı. Emniyet İstihbarat, belgelerle bir dosya hazırlamış ve İçişleri Bakanı, Başbakan ve Cumhurbaşkanı’na iletmişti. Ancak Demirel, dosyayı Genelkurmay’a göndermiş ve bu hamle sonrası dönemin Emniyet İstihbarat Dairesi Başkanı Bülent Orakoğlu ve Kadir Sarmusak tutuklanıp Askeri Cezaevine atıldılar.

KIVRIKOĞLU KIL PAYI ATLATMIŞTI

TSK’nın Ege tatbikatları çerçevesinde Kıbrıs’ta 5 Kasım 1997 günü yapılan seçkin gözlemci gününde Özel Kuvvetler’den seken kurşun, Komutan çadırında tatbikatı izleyen Albay Vural Berkay’a isabet ederek şehit etti. Albay Berkay’ın hemen önünde bulunan dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Hüseyin Kıvrıkoğlu ise o anda eğilip başkası ile konuştuğu için kıl payı ölümden kurtulmuştu. Kurşunun hedefinin Kıvrıkoğlu olduğu iddia edilmişti.

1998 TARİHLİ YAZIMIZDA BU ALEVİ CUNTA YAPILANMASINI İŞLEMİŞTİK

5 Mart 1998 tarihli Vakit gazetesinde yeralan ‘Bu aciliyet niye?’ başlıklı yazımız bu iddialarla ilgiliydi. “Ordunun içinde alevi-sol kökenli ve şiddetli İslam karşıtı bir cuntasal faaliyet var mıydı?.. İddiaya göre, 80’li yıllardan beri devam eden ve ordu içinde stratejik konumları ele geçirerek örgütlenmeye çalışan ve bir darbe ile Suriye tipi bir azınlık iktidarını hedefleyen Atatürkçü maskeli alevi mezhepçi bir cuntasal yapılanma vardı. Bu iddia çeşitli kaynaklarca dile getirilmişti. Bu iddianın doğruluğunu kanıtlayabilecek gelişmeler var” demiştik. 28 Şubat darbesiyle Başbakan olan Mesut Yılmaz’ın alevi şenliğinde alevilere hitaben coşkuyla söylediği, “imamhatipleri kapatarak size en büyük hediyeyi getirdim” demesi bu gelişmelerden sadece biriydi.

28 ŞUBAT’IN BİR NOLU İSMİ BİR DEĞİL AKTULGA

28 Şubat sürecinde, 1997’de Kıbrıs’taki bir askeri tatbikatta Kara Kuvvetleri Komutanı Hüseyin Kıvrıkoğlu’nu sıyıran ve Albay Vuray Berkay’ı öldüren kurşun olayının Çevik Bir’e sorulup sorulmadığı merak ediliyor. İddialara göre, Cunta, Refahyol Hükümeti’ni devirmekte anlaşmış, ancak sonradan aralarında Atlantikçi-Ulusalcı kavgası başlamıştı. Yine iddialara göre TSK içinde 80’li yıllardan beri sistemli şekilde alevi mezhebine dayanan ve başını Doğu Aktulga’nın çektiği Baas türü bir cunta örgütlenmesi yürütülüyordu. Kıvrıkoğlu işte Ergenekon’un sol kanadı olarak nitelenen bu mezhebi kesim tarafından bertaraf edilmek istenmişti. Suikast ile Çevik Bir’e Genelkurmay Başkanlığı yolunun açılması hesaplanmıştı. Çevik Bir ve ekibinin, Kıvrıkoğlu Genelkurmay Başkanı olunca emekliye sevkedilmesi de bu olayla bağdaştırılıyordu.

Karargah Evleri, orduda 1980’li yıllardan beri örgütlenen o mezhebi yapılanma mı?-

Kıvrıkoğlu’na yönelik bu esrarengiz olayı Ergenekon savcıları da bir kaç yıl önce incelemeye almıştı. Bu kapsamda dile getirilen bir iddiaya göre, TSK içinde örgütlenmeye çalışan ‘Karargah Evler’ yapılanması bu mezhebi yapılanmayla bağlantılıydı. Karargah Evleri soruşturması Ergenekon savcılarınca halen sürdürülüyor. Tamamlanmış ya da takipsizlik verilmiş değil. Askeri savcılık ‘Karargah Evleri’ soruşturmasını yıllarca savsakladı, örtbas etmeye çalıştı. Ergenekon Savcısı Zekeriya Öz’ün ısrarları bunu engelledi. Yine bu ısrar nedeniyle soruşturmayı örtbas etmeye çalışan askeri savcı Zeki Üçok, Zekeriya Öz tarafından ilerleyen süreçte gözaltına alındı ve tutuklandı. Karargah Evleri soruşturması burada birkaç satırla geçiştirilemeyecek kadar geniş ve önemli bir konu. Ancak konuyla ilgisi nedeniyle tekrar etmek gerekirse, Ergenekon bağlantılı ‘Karargah Evler’ yapılanmasının TSK içindeki o mezhebi yapılanmayla bağlantılı olduğu iddia ediliyor.

OLAY NEYDİ?

1997’de Kıbrıs’ta dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Hüseyin Kıvrıkoğlu’nun da bulunduğu komuta çadırına yönelen kurşun, ayakta dürbünle tatbikatı izleyen Kıvrıkoğlu’nun kulağını yalayıp geçmiş ve tam arkasında oturan Albay Berkay’ın göğsüne saplanarak şehit etmişti. Olay kayıtlara ‘bir askerin ayağı kayınca kurşun sekti’ şeklinde girdi. Ancak ne balistik incelemesinden bir sonuç çıktı ne de kurşunun çıktığı silahın sahibi bulunabildi.

-Asıl hedef Kıvrıkoğlu mu?-

Ancak o günden sonra kurşunun asıl hedefinin Hüseyin Kıvrıkoğlu olduğu iddiası hep gündemde kaldı. Kaza süsü verilen bir suikastle Kıvrıkoğlu’nun bertaraf edileceği ve Çevik Bir’e Genelkurmay Başkanlığı yolunun açılacağı iddialar arasındaydı. Bir’in Kıvrıkoğlu döneminde emekliye sevkedilmesi de bu olayla bağdaştırıldı. Albay Berkay’ın eşi Jale Berkay Ağustos 2005’te yaptığı açıklamalarda eşinin ölümüyle ilgili akıllarının kuşkuyla dolu olduğunu belirterek ‘Biz şu an bu işin araştırmasını yapamıyoruz ama başka birileri bizim adımıza araştırsın’ demişti. Albay Vural Berkay’ın eşi Jale Berkay 7 Ağustos 2005 günü eşinin ölümüyle ilgili kafasındaki şüpheleri sıralamış ve kamuoyu ile yetkililere şu çağrıda bulunarak ‘Berkay ailesi olarak zihnimizde çok farklı sorular dolaşıyor ancak biryerden sonra bizi aşar diyerek bu soruları daha ileri noktalara götüremiyoruz. Bu konuda herhangi bir adım atamıyoruz. Berkay ailesi olarak kamuoyuna şunu söylüyoruz: Biz şu an bu işin araştırmasını yapamıyoruz ama başka birileri bizim adımıza araştırsın, eğer söylentiler doğru ise gerçekler ortaya çıksın. Çünkü hiçbir şey gizli kalmaz. İçimizde ukde olan bazı konular var. Aile düzenimiz bozulmasın diye bu işlere girmiyoruz’ demişti.

-Açıklama çelişkisi-

Eşinin şehit olmasının ardından kendisine yapılan açıklamaların hep çelişkilerle dolu olduğunu ve birebir kendisine söylenen şeylerin resmi açıklamalara yansımadığını anlatan Jale Berkay ‘Balistik için uzmanlar geldi. Bunlardan biri de aile dostumuz Nevzat Yamaç Albay idi. Olay sonrası Nevzat Albay ve eşi ile görüştüğümüzde bana o zaman suikast şüphesi olmadığı eşimin bir M-16 ile vurulduğunu söyledi. Daha sonra bana eşimi vuranın bordo berililer olarak bilinen özel kuvvetlerde görevli bir astsubay olduğu söylendi. Ama bu resmi bir açıklama değildi. Dönemim Kolordu Komutanı Korgeneral Ali Yalçın bana eşim öldükten iki saat sonra ‘Ne mutlu Vural şehit oldu. Ayağı taşa takılan bir askerin yanlışlıkla tetiğe basmasıyla kaza kurşunu ile vuruldu’ dedi. Ancak bu cümle bir daha asla tekrar edilmedi’ diye konuştu.

ERGENEKON’UN SOL KANADININ ASIL HEDEFİ KIVRIKOĞLU’YDU

Ergenekon soruşturması kapsamında gazeteci-yazar Zihni Çakır 25 Şubat 2008’de ifade vermişti. Ergenekon kapsamında yargılanan Vatansever Kuvvetler Güç Birliği Hareketi Genel Başkanı Taner Ünal’ın eski sağ kolu olan Zihni Çakır çarpıcı iddialarda bulundu. Ergenekon iddianamesinde de yer alan iddialarında Çakır, eski Genelkurmay Başkanı Hüseyin Kıvrıkoğlu’na yönelik suikast ile ilgili de açıklamalar yaptı. Çakır, Kıvrıkoğlu’na Ergenekon’un sol kanadı tarafından suikast düzenlendiğini iddia etti. Çakır, ‘Ergenekon’un Çöküşü 2’ kitabında suikastın detaylarına yer vereceğini belirtiyordu.

-Aksaz Deniz Üssü’nde Komutanlar arasında mezhep kavgası-

Zihni Çakır’ın iddialarına göre, 28 Şubat sürecinde Genelkurmay’da askerler arasında iki silahlı tehdit olayı yaşanır. İlk olay Batı Çalışma Grubu’nun irticai faaliyetlere yönelik hazırladığı raporlar görüşülürken meydana gelir. Marmaris Aksaz Deniz Üs Komutanlığı’nda yapılan toplantı devam ederken komutanlar arasında mezhep tartışması başlar. Bu esnada bir orgeneral, tabancasını çekerek bir başka orgenerale doğrultup, “Türkiye’yi Suriye’ye çevirmenize müsaade etmem. Burada Aleviliğe dayalı bir Baas rejimi kuramazsınız.” diye bağırır. Çakır, mezhebe dayalı cunta kurmakla suçlanan bu orgeneral için ‘Ergenekon’un sol kanadının lideri.’ diyor. İkinci silahlı tehdit vakası ise Genelkurmay komutanlık katında olur. Bir orgeneral ile bir tümgeneral birbirlerine silah çeker. Tartışma yatıştırıldıktan sonra komutanlık katına silahla girmek yasaklanır. Çakır, bu olayın da mezhebe dayalı çatışmanın ürünü olduğunu iddia ediyor.

-Zihni Çakır’ın Ergenekon Savcısı’na verdiği ifade-

“(…) 1998 yılında Bir Numara’nın kendisine ordu içerisinde bir mezhep yapılanmasından söz ettiğini, 1997 yılı Ocak ayında TSK’da mezhep yapılanması başlıklı 40 sayfalık rapor getirdiğini, bu raporda tek tek isimlerin yer aldığını, belgeye göre en tepede Doğu Aktulga’nın yer aldığını, 1997 yılı Haziran ayında Marmaris Aksaz Deniz Üs Komutanlığı’nda bir toplantı yapıldığını, bu toplantıya orduda komuta kademesi ve istihbarat birimlerinde yer alan bazı isimlerin katıldığını, Güven Erkaya ve Doğu Aktulga ile bir tartışmanın yaşandığını Bir Numara’nın söylediğini, bu tartışmadan sonra Ankara Çayyolu semtinde bir evde 1998 yılı Ağustos ayında şekillenecek olan komuta kademesini etkileyecek bazı kararlar alındığını, bu kararların 05.11.1997 tarihinde yapılan Toros-2 tatbikatında uygulanmak istendiğini söyleyerek, Albay Vural Berkay’a isabet eden kurşunun asıl hedefinin Hüseyin Kıvrıkoğlu olduğunu, amacının Kıvrıkoğlu’nun yerine aynı mezhepten ve aynı kanada bağlı bir ismin Genelkurmay Başkanı yapılması olduğunu anlattığını, tatbikatta seken kurşun olarak anlatılan merminin bir M-16 dan çıkmış olsa bile etkili menzilinin 500 metre olduğunu, tatbikat alanı ile izleyici çadırlarının ise 1.500 metre olması nedeniyle söz konusu merminin ancak bir suikast silahından çıkmış olabileceğini…”

-Suikast şüphelisi subay olay sonrası firar etti, Bir’e bağlıydı-

Teamüllere göre Kıbrıs’taki tatbikatı cumhurbaşkanı, başbakan ve savunma bakanının da izlemesi gerekirken üçünün de o gün orada olmamasını kuşku verici bulan Çakır “edindiği bilgilere dayanarak” olayın bir kaza olmadığını “silahı yanlışlıkla ateş aldı” denilen yüzbaşının Kanas’la (suikast silahı) bilinçli olarak ateş ettiğini söylüyor. “Amaç Kıvrıkoğlu’nu öldürmekti” diyen Çakır, suikastçı olduğu ileri sürülen yüzbaşının olayın hemen ardından askerlikten firar etmesine ve halen de bulunamamasına dikkat çekiyor. Çakır’ın iddialarına göre, Albay Berkay’a isabet eden mermi deformasyona uğradığı için balistik muayene sonucu hangi silahtan çıktığı belirlenemedi. Askeri savcılığın soruşturmasında da sadece Albay Berkay’a isabet eden kurşunun S300 füzelerinin sembolik imhası operasyonuna katılan Çevik Bir’e bağlı Özel Kuvvetler Komutanlığı’na bağlı birlikte görevli personelden birinin silahından çıktığı öne sürüldü.

-Kıvrıkoğlu Genelkurmay Başkanı oldu, Bir ve ekibini emekli etti-

Çakır’ın iddiasına göre, Kıvrıkoğlu’nun Genelkurmay Başkanlığı döneminde Bir ve en yakın silah arkadaşlarından Erol Özkasnak ile diğer alt kademe çalışma arkadaşları tasfiye görüntüsü altında emekli edildi.

15 MART 1998 TARİHLİ ‘BU ACİLİYET NİYE?’ BAŞLIKLI VAKİT’TEKİ YAZIMIZ

Kurmay Yarbay Yavuz Yıldar’ın Cumhurbaşkanı Demirel’e gönderdiği ve cuntayı haber veren 12 Mart 1998 tarihli ihbar mektubundan 3 gün sonra, 15 Mart 1998 tarihli Vakit gazetesinde yeralan ‘Bu aciliyet niye?’ başlıklı yazımız, TSK içindeki, alevi-sol kökenli ve şiddetli İslam karşıtı bu cuntasal faaliyetin varlığı ile ilgiliydi. Yazımız şu şekilde idi:

15 Mart 1998, Vakit: Gerek ilk duyduğumuzda gerek daha sonra başkalarından duyduğumuzda da ilginç bir iddiadan öteye geçememişti bizim için. Üzerinde durmamıştık o zamanlar. Son günlerde peşpeşe yaşanan gelişmeleri daha öncekilerle birarada düşünürken birden akla bu iddia geldi ve dağınık gibi görünen bir çok olayı anlamlı bir bütün içinde yerleştiriverdi, herşey yerine oturdu. Ordunun içinde alevi-sol kökenli ve şiddetli İslam karşıtı bir cuntasal faaliyet var mıydı?.. İddiaya göre, 80’li yıllardan beri devam eden ve ordu içinde stratejik konumları ele geçirerek örgütlenmeye çalışan ve bir darbe ile Suriye tipi bir azınlık iktidarını hedefleyen Atatürkçü maskeli alevi mezhepçi bir cuntasal yapılanma vardı. Bu iddia çeşitli kaynaklarca dile getirilmişti. Bu iddianın doğruluğunu kanıtlayabilecek gelişmeler var: ..

BU ACİLİYET NİYE?
Akit, 15 Mart 1998

Gerek ilk duyduğumuzda gerek daha sonra başkalarından duyduğumuzda da ilginç bir iddiadan öteye geçememişti bizim için. Üzerinde durmamıştık o zamanlar. Son günlerde peşpeşe yaşanan gelişmeleri daha öncekilerle birarada düşünürken birden akla bu iddia geldi ve dağınık gibi görünen bir çok olayı anlamlı bir bütün içinde yerleştiriverdi, herşey yerine oturdu. Ordunun içinde alevi-sol kökenli ve şiddetli İslam karşıtı bir cuntasal faaliyet var mıydı?.. İddiaya göre, 80’li yıllardan beri devam eden ve ordu içinde stratejik konumları ele geçirerek örgütlenmeye çalışan ve bir darbe ile Suriye tipi bir azınlık iktidarını hedefleyen atatürkçü maskeli alevi mezhepçi bir cuntasal yapılanma vardı. Bu iddia çeşitli kaynaklarca dile getirilmişti. (1) Bu iddianın doğruluğunu kanıtlayabilecek gelişmeler var:

Susurluk olayı ile ülkücüler hedefe konuldu

Susurluk olayı ile ülkücüler hedefe konuldu ve kısa süre sonra da müslümanlarla birlikte devleti tehdit eden iç tehlikelerden biri ilan edildi askerler tarafından. 28 Şubat sürecinde Milli Askeri Stratejik Konsept (MASK) ve Milli Güvenlik Siyaset Belgesi’nin değiştirilmesiyle (2) PKK gibi bebekleri bile öldürmesiyle ün yapmış bir tehlike ikinci sıraya düşürüldü ve müslümanlar birinci öncelikli iç düşman sayıldılar. Ülkücüler de ismen açıkça belirtilerek zımnen tehdit olarak gösterildiler. İddialara göre (3) ülkücüler ve ölümü bazılarınca suikast olarak görülen Türkeş, yine Tansu Çiller, Mehmet Ağar, Abdullah Çatlı, Eşref Bitlis, Bahtiyar Aydın, Cem Ersever gibi PKK olayına sivil çözümü şiddetle reddederek ABD’nin Kürt devleti projesine direnen milliyetçi şahinler ya öldürüldü ya da Susurluk olayı ve sonrası ile 28 Şubat sürecinde tasfiye edilmek istendiler.

İnançlı kesime tavır alındı 

28 Şubat sürecinde gerilim stratejisi uygulanarak Refahyol devrildi. Ekonomi alanından eğitim alanına kadar İslami gelişmelere her sahada kelimenin tam anlamıyla savaş açıldı. Toplum laik-müslüman olarak bölünerek müslümanlara adeta ambargo uygulanmaya başlandı. Toplumdan soyutlanmaya çalışıldılar.

Perinçek’in kerameti 

Doğu Perinçek, dün PKK hayranı olup Apo’nun elini sıkarken bugün ordu hayranı kesildi ve artık onların elini sıkıyor. Perinçek, başörtüsünü sakalı ve uzun saçı yasaklayan Alemdaroğlu’yla cuntacıları müslümanları ezmesi için destekliyor. Özellikle Doğu Perinçek’in İşçi Partisi’ne bağlı solcu gençlerin bir süre önce üniversitelerde ülkücü ve müslüman gruplara sataşmış olması dikkati çekiyor bu bağlamda. Dün rejim için ülkücüler devletin safında solcularla kapışıyordu. Bugün bu roller tersine dönmüş gibi. Tarih sanki tekerrür ediyor ve rejim kendi safında çarpışacak örgütlenmeyi bulmakta zorluk çekmiyor.Yeni yapılanmada aktif rol alarak avantaj sağlamayı tercih etmiş Perinçek anlaşılan. Başörtülülere destek veren ve onlarla birlikte özgürlük gösterilerine katılan sol grupları şiddetle eleştiriyor, 68 kuşağına ihanet etmekle suçluyor. Onlar da Perinçek’in dünkü ve bugünkü tavırlarındaki tutarsızlığa dikkat çekerek asıl onu 68 kuşağına ihanet etmekle ve postal yalayıcılığı ile suçluyorlar. (4)

Medya, mezhepçi sol cuntanın yayın organı gibi 

Susurluk olayı tartışmalarında da görüldüğü üzere sol medya, Susurluk konusunu Demirel’in de arzu ettiği üzere sınırlı tartışarak Çatlı-Ağar-Çiller isimleriyle sınırlı tuttu ve işin kaynağına yani Kontrgerilla’ya indirmedi. (5) 70’li yıllardan başlayarak gelen terörü unutarak adeta 93 yılı ve sonrasını yani Çiller’i tartıştı. Oysa geçmişte Kontrgerilla konusu sol medyanın en çok işlediği konulardan biriydi. 28 Şubat süreciyle birlikte Milli Askeri Stratejik Konsept’e uygun davranarak açıkça toplumsal olaylarda taraf oluyor ve askerlerin safında müslümanlara karşı her durumda tavır koyuyor. Sol medya, adeta BÇG’nin, yani Sarmusak olayıyla ortaya çıkan mezhepçi sol cuntanın yayın organı haline gelmiş bulunuyor. (6) Uygun adım yürümek istemeyenlere ise işten el çektiriliyor. (7)

Yılmaz’ın bir mezhebe hediyesi 

Bir taraftan cemevi yapımına göz yumuluyor ve hatta devletçe destekleniyor, alevilik rejim dini haline getirilmeye çalışılıyor, diğer taraftan cami yapımı kısıtlanıyor, Beykoz Çavuşbaşı Cami ve külliyesi gibi bazıları da yıkılmaya çalışılıyor. Bu cuntacılarca başa getirilen Başbakan Yılmaz, Alevi şenliğinde alevilere hitaben, “imamhatipleri kapatarak size en büyük hediyeyi getirdim” demişti coşkuyla.

Bu İsrail aşkı neden? 

Türkiye, Dışişleri Bakanlığı adeta es geçilerek askerlerin öncülüğünde, dış politikada İslam dünyasına sert bir mesaj vererek onun baş düşmanı İsrail ile kısa zamanda askeri tatbikat yapacak kadar sıkı ilişkiler kuruyor. Türkiye-ABD-İsrail askeri tatbikatı tüm tepkilere karşın gerçekleştiriliyor. Laiklik cinayetleriyle ve özellikle de Uğur Mumcu cinayetiyle İran aleyhtarlığı oluşturulmaya çalışılmış, ciddi ciddi İran’a savaş açmadan bahsedilmiş, ama kamuoyu bu kışkırtmalara gelmemişti. Daha sonra DGM Savcısının “bu işi devlet yapmıştır” (8) şeklinde Uğur Mumcu’nun karısına yaptığı açıklama ve medya ile çeşitli kesimlerden birçok kişinin İran-Türkiye savaşı kışkırtmasına dikkat çekmesiyle bu çaba o zamanlar tamamen sonuçsuz kalmıştı. İşte, o zaman verilmesi başarılamayan bu ders, ordu içindeki mezhebi yapılanmanın daha da pervasızlaşan öncülüğünde kamuoyuna rağmen İsrail’le yakınlaşılarak verilmek isteniyor. (9) Açık bir mesaj veriliyor.

Apo’dan övgü yağdı 

Bazı yetkililerin PKK ile görüştükleri ve onlara, “eylemlerinizi azaltın size kolaylıklar sağlayacağız” dediklerinin Emniyet istihbaratı tarafından tespit edildiği iddia edildi. Amerika’nın bir Kürt devleti senaryosuna uygun değerlendirildi bu gelişme. (10) Bu iddiayı doğrularcasına Apo’nun askerleri övmeye başlaması ve “Türkiye’nin birliğini MHP’den daha iyi sağlarız… Biz siyasi diyalog sürecini başlatmak istiyoruz.” diyerek özerklik istemesi dikkatlerden kaçmamıştı. (11) Askerlere ve 28 Şubat sürecine övgüler yağdırmaya devam ederek siyasilerin askerlerin gerisinde kaldığını iddia ediyor, “ordu direniyor siyasi güçleri deviriyor, mevzi üstüne mevzi ele geçiriyor” diyerek Perinçek gibi o da adeta saf değiştiriyordu.

Polisi pasifize çabaları 

PKK destekçisi iken dönüş yapıp ordu destekçisi olan Perinçek ve ekibi, kendisine sızdırılan raporla Susurluk olayını deşifre etti. Bunun peşinden polis istihbaratına ve Özel Tim’e büyük baskı geldi askerlerden. Böylece cuntalara ve darbecilere en büyük engel olan polis istihbaratı-Özel Tim-Susurluk ekibi tasfiye edilmeye çalışıldı. Fakat dikkat çekici şekilde bu tasfiye gayreti, Kontrgerilla denilen Türkiye’nin NATO’ya üye olurken kabul edip kurduğu ve varlığı ayyuka çıkan asıl çeteye ise yaklaştırılmadı bile. (12)

Kıvrıkoğlu’nu sıyırıp geçen kurşun

Kıbrıs’taki tatbikatta Kara Kuvvetleri Komutanı Hüseyin Kıvrıkoğlu öldürülmek istendi. Kendisinin bir suikaste uğramamak için çok tedbirli davrandığı, bu mezhebi yapılanmaya karşı çıktığı ve demokrasi yanlısı olduğu için öldürülmek istendiği iddia edildi. (13)

Mezhebi yapılanma 

Sarmusak hadisesi de denilen ve polis istihbaratından Bülent Orakoğlu’nun ortaya çıkardığı bu mezhebi yapılanmaya ait ipuçları ve hemen ardından ordu tarafından telaşla yapılan BÇG’nin varlığını ilan edip meşrulaştırma gayreti, yine ardından Hasan Celal Güzel’e ulaştırılan bu mezhebi yapılanmaya ait belgeler (14) ve bir kısmını açıkladığı için devlet sırrını açıkladı denilerek Güzel’e şiddetli tepki gösterilmesi ve tutuklanması gibi peşpeşe meydana gelen gelişmeler de, bu mezhebi yapılanma iddialarını gündeme oturttu.

BÇG, ABD’nin yeni stratejisinin bir gerçeği 

İşte tüm bu iddialarla gelişmeler görüldüğü gibi birbiriyle uyumlu irtibatlı ve şunu ortaya koyuyorlar: Bir cuntasal faaliyet oldu ve halen sürüyor. Mezhebi ve sol bir oluşum. ABD ve İsrail tarafından destekleniyorlar. Amaçları, Suriye’de Hafız Esad’ın nusayri azınlık iktidarı örneğine benzer şekilde, alevi mezhebini istismar ederek ve atatürkçülüğün arkasına saklanarak iktidarı tamamen ele geçirmek, ABD’nin Kürt devleti projesine yeşil ışık yakmak, İsrail’le yakınlaşmak. Kendilerine en büyük düşman gördükleri müslüman ve milliyetçi kesimleri sindirmeye, bu yolda engel gördükleri polis istihbaratı ve Özel Tim’i etkisiz hale getirmeye çalışıyorlar. ABD ve Batı’nın yeni hedefi İslam olunca yeni bir yapılanma gerekiyordu. Kontrgerilla, dün ülkücüleri sola karşı kullanıyordu. Aynı kadrolarla İslam’a karşı savaşılamayacağı için yetişmiş ülkücü tetikçiler tasfiye edilerek bu görev bugün sanki solculara yükleniyor.

Bu acele niye? 

ABD-Batı-İsrail’in desteği olmadan mezhepçi cuntanın böylesine sistemli planlı hareket etmesi mümkün değil. En kısa zamanda en etkin olmak istiyorlar, çünkü geçen zaman aleyhlerine işliyor. Dünyada açıklık yaşanırken Türkiye’de bir kapanıklığın uzun ömürlü olmayacağının farkındalar. Nitekim ekonominin gittikçe kötüleşmesi, solcu ve ideolojisizler gibi müslüman harici kesimleri bile çileden çıkaran kılık kıyafet dayatması, tüm insanları çok yönlü ve olumsuz etkileyen çağdışı 8 yıl kesintisiz eğitim dayatması ve beraberinde getirdiği çıraklık meslek okullarının kapatılması ile birçok gencin işsiz bırakılması esnafı yetişmiş kalifiye genç elemanlardan mahrum bırakması, ülkenin en büyük partisinin büyük bir gözü dönmüşlükle kapatılması, insanların kebapçılara varıncaya kadar fişlenmesi, imamhatiplerde bile başörtüsünün yasaklanması, Hz. Muhammed (SAV)’in doğum haftasını kutlama amacıyla yapılan bilgi yarışmasında imamhatipli kız yarışmacıların başörtüsünü çıkarmadıkları için yarışma dışı bırakılması (15) gibi ve hangi görüşten olursa olsun kimsenin kabul edemeyeceği daha bir çok kışkırtmalarla uzun süre hükümran olamayacaklarını, hergeçen gün tepkilerin artacağını biliyorlar. Bu yüzden acele ediyorlar ve tavizsizce ve hergün yeni bir dayatmayla amaçlarına ulaşmaya, İslami gelişmelere mümkün olduğunca en büyük darbeyi vurmaya çalışıyorlar. Ya şimdi ya ebediyen hiç diye düşünerek tüm güçleriyle yükleniyorlar. Öyle ya, toplum, tüm baskılarına ve yönlendirme gayretlerine rağmen onların istediği yöne değil akın akın İslam’a koşuyor, tıpkı tüm dünyada olduğu gibi. Onlar bunun farkındalar ve bu yüzden iş işten geçmeden son numaralarını deniyorlar. Göle yoğurt mayası koyuyorlar.

Onlar Cezayir istiyordu 

Bazı iddialara göre onların istediği, 28 Şubat dayatmalarına müslümanların şiddete başvurarak karşı koymasıydı. O zaman, hazırladıkları özel birliklerle bu olaylara darbe yaparak müdahale edecek, kan dökecek ve olabildiğince çok sayıda müslümanı telef edeceklerdi. BÇG’nin fişlemeyle hazırladığı binlerce kişilik isim listelerinden sözedildi. Telef etmeler ve tutuklamalar bu listelere göre yapılacaktı. Bülent Orakoğlu’nun ortaya çıkardığı belge tek sayfalık bir belge değildi, 50 sayfadan sözediliyordu. (16) Hasan Celal Güzel’e de ulaşan belgelerde (17) isim listeleri vardı. Beş altıbin kişiden bahsediliyor. Hasan Celal Güzel apartopar gözaltına alındı. İlginçtir ki, mahkemeler, bu dayatma gözaltılarına sanki tepki gösterircesine sanıkları birer birer tahliye etti. En son örneklerini Bülent Orakoğlu, Kadir Sarmusak ve askerlerle MİT’i devlet içi çetelerde parmakları olmakla suçlayıp gözaltına alınan ve bu cunta konusunda da bilgiler veren (18) , bu konularda en bilgili isimlerden biri olan Emniyet İstihbarat Daire Başkan Vekili Hanefi Avcı oluşturuyor. Cuntaya ciddi bir direniş işareti olarak yorumlanabilir mi, yoksa tesadüf mü bu tahliyeler?..

Son numaralarını deniyorlar 

Cuntacıların mezhepçilerin dayatmaları artarak gözüdönmüş şekilde sürüyor. Halka karşı açılan bir savaş sözkonusu. Halkı dost olarak değil iç düşmanlar olarak görüyorlar. Halkıyla savaşan tüm iktidarlar başarısız kalmış, ergeç derdest olmuştur. Biraz eziyetten başka bir zarar verememişlerdir. Son numaralarını deniyorlar. “Ya şimdi ya hiçbir zaman diyorlar.”

Abdullah HARUN (kontrgerilla.com)

_______________________________________________
Dipnotlar:
1 Aksiyon, 1 Kasım 1997; Armagedon, Timaş Yay., sh. 22, 120, 124; Yeni Şafak, 20 ve 25 Temmuz 1997; Akit ve Yeni Şafak, 7 Kasım 1997; Akit, 18-19-20 Şubat 1998
2 Hürriyet, 4 Kasım 1997; Akit ve Yeni Şafak, 5 Kasım 1997; Armagedon, sh. 23
3 Armagedon, sh. 116
4 Akit, 4 Mart 1998
5 Akit, 31 Ocak 1998; Akit, 2 Şubat 1998
6 Akit, 1 Mart 1998
7 Akit, 4 Mart 1998
8 Milliyet, 24 Kasım 1994
9 Armagedon, sh. 122
10 Armagedon, sh. 113, 122; Yeni Günaydın, 19 Temmuz 1997; Yeni Şafak, 20 Temmuz 1997
11 Milliyet, 1 Şubat 1998; Akit, 2 Şubat 1998
12 Akit, 31 Ocak 1998; Akit, 2 Şubat 1998
13 Akit, 7-8 Kasım 1997; Yeni Şafak, 7 Kasım 1997
14 Armagedon, sh. 113, 124; Akit, 8, 12 Kasım 1997
15 Kanal 7 TV, Şubat 1998
16 Akit, 25 Ekim 1997
17 Armagedon, sh. 113, 124
18 Akit, 25 Ekim 1997; Armagedon, sh. 113, 122

Demirel iki kez ihanet etti “alevi” cuntaya kol kanat gerdi.” üzerine 2 yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s