Millet Atatürk’e aşık mıydı?

Millet Atatürk’e aşık mıydı?

.

Kenan Evren darbesini yapıp üç sene bekledikten sonra üç partiye seçim izni vermişti. Ama seçim sonucu ile hayalkırıklığına uğramıştı çünkü millet başbakan olarak Özal’ı seçmişti. Millet Evren’in istediği kişiyi seçmemişti.

1945’te savaş bitip diktatörler savaşı kaybedip demokratlar kazanınca Milli Şef İnönü Türkiye’si baskı görmüş ve demokrasiye zorlanmıştı. Fakat İnönü sonuçlardan hayalkırıklığına uğramıştı, nankör halk diye köşkünden bağırmıştı çünkü başbakan olarak Menderes seçilmişti.

Kemalistlerin bu trajikomik hikâyeleri hep anlatılır, bilinir fakat baş diktatörleri olan Atatürk’ün hikâyesi pek anlatılmaz…

İnönü hayalkırıklığına uğramıştı çünkü milleti kendisine aşık zannediyordu, kendisini kurtarıcı olarak görüyordu…

Aynen Atatürk de öyle, kendisini kurtarıcı olarak görüyor, milletin kendisine aşık olduğunu zannediyordu…

Atatürk, Fethi Bey’e parti kurdurdu.

Fethi Bey ilk mitingi için denizden İzmir’e gider.

Kıyıya yaklaşırken büyük kalabalıktan korkar ve eyvah der, halkın sen kimsin ki Atatürk varken parti kuruyorsun diye kendisinden hesap soracaklarını sanır.

Fakat kalabalığa yaklaştıkça Fethi Bey diye tezahüratları duyar ve rahatlar.

Miting aşırı kalabalıktır, baygınlık geçiren geçirene…

Bu kalabalıktan bir çocuk ezilerek ölür ve çocuğu babası çocuğunun cesedini kucağına alarak Fethi Bey’in önüne koyar ve “işte Fethi Bey, bu ilk şehidiniz, kurtar bizi!” der.

Fethi Bey, on sene evvel bu halk Yunan’dan kurtulmamış mıydı şimdi kimden kurtulacaktı diye söylenir.

Fethi Bey şaşkın bir şekilde konuşmasını yaparken bir ara başındaki fötr şapkayı tutar.

Kendisi aslında tam olarak, biz bu inkılapların karşısında değil yanındayız diyecekken miting alanındaki tüm halk Fethi Bey’in şapka hakkında aksi bir söz söyleyeceğini sanarak şapkalarını çıkartır ve ayaklarının altına alırlar.

İşte bu alaka Atatürk’ü hayalkırıklığına uğratır.

Zaten parti hemen kapatılır.

Atatürk mutlak diktatörlüğü esnasında halkı kendisine aşık sanıyordu fakat yanılmıştı…

Demokrasi bizim geleneğimizde hiç yok. Biz hep tek adamcı olduk. İslamcısı da, Kemalisti de, Kürtçüsü de, vs.

Bir kahraman bizi toplumsal olarak başarıya itmeye yeten bir etkendir ama o bir kişi olmadığında ortada başarısız bir şekilde kalırız. Fakat çağ değişti biz değişemedik.

Paşaların askeri darbeleri sadece cumhuriyet döneminde yok, ondan öncesinde de var.

Darbeyi yapan paşa diktatörlüğünü kuruyordu.

Mesela Çanakkale Zaferi’nin başkomutanını bilmiyoruz! Neden? Çünkü bu Kemal Paşa’nın tek adamcı propogandasından doğuyor. Sadece o tek kurtarıcı olarak gösterilmek istendiği için bazı hakikatler sakanıyor, kimsenin sivrilmesine izin verilmiyor. Çanakkale Zaferi’nin başkomutanı Enver Paşa’dır. M. Kemal Paşa’nın orada sorumluluğu ordunun bir kısmından ibarettir fakat Çanakkale deyince sadece onun boy boy fotoğrafları asılıyor her tarafa ve tek kahraman o imiş gibi gösteriliyor. Ayrıca Çanakkale Zaferi de bir işe yaramamıştı çünkü kısa bir süre sonra zaten İstanbul işgal edilmişti. Yunan Savaşı bile büyütülüyor. Osmanlı’nın eyaletlerinden birisinin halkından ibaret olan Yunanlılar diğer devlet tarafından sırtından bıçaklandığı için, terk edildiği için kaybetmişlerdi, onlarınki ordu bile değildi. Neyse…

Fransız İhtilalinin darbeci mistisizminden etkilenen paşalarımız sadece Padişahı devirme peşinde değildi aynı zamanda birbirini devirip kendi diktatörlüğünü kurmak istiyordu.

Milli Mücadelede savaşan ordumuz İttihat ve Terakki hükûmetinden kalma bir ordu idi yani ordu tamamen İttihatçılardan oluşuyordu. Geri kalanı da zaten sivil halktı.

Modernleşme Tanzimat’ta başlamıştı, meşrutiyet ile meclis de kurulmuştu.

Hükümdarın olması aslında demokrasiye aykırı değildir, bugün demokrasinin beşiği olan İngiltere’de anayasal monarşi sürmekte Kraliçe tahtında oturmaktadır. Yani kendi gelenekleri ile demokrasiyi yürütmüşlerdir.

Ama bizim aydınlarımız İngilizleri değil Fransızları örnek almıştı.

Atatürk kendi inancında ve hareketlerinde samimi ve iyimserdi.

Hayatında üç kere yurtdışına çıkmış ve birkaç baloya katılmıştı. Zihninde kalan Batı bunlardan ibaretti. Napolyon’u örnek aldığını biliyoruz. Fakat Atatürk’ün yaptığı devrimler kalıp devrimleridir. Gardrop devrimleridir. Sadece taklitten ibarettir. Bu insanlar hep millet adına hareket edip kendi diktatörlüklerini yaşar.

İngilizler gibi geleneklerini ve halkını kendisine küstürmemeyi değil Fransız ihtilalciler gibi küstürmeyi seçmiştir ve demokrasi ile de alakası yoktur. Napolyon’un da yoktu. Demokrasi yeni bulunmuş bir şey değil. İki bin küsur sene evvel de vardı.

Fakat cumhuriyet kurulduğunda birinci meclis tamamen demokrat bir meclisti. Dışarıdan bakılınca diktatörvari idi çünkü halk seçmemişti fakat iç yapı olarak çok sesli idi, farklı sesler vardı, ülkenin her çeşit insanı, her rengi orada vardı, bu açıdan tamamen demokrattı.

M. Kemal, demokrasi sözleri vererek, İslamcı görünerek durumu hep idare etti fakat sonra asıl kimliğini ortaya çıkardı. Demokrasi bekleyenleri aldattı. İslamcılara zaten etmediği zulüm kalmadı. Kürtler ve Alevilerin neler çektiğini hepimiz biliyoruz.

Ordu zaten İttihatçılardan oluşuyordu. İttihatçıların modernleşme yanlısı olduğunu, Fransız kültüründen hoşlandığını herkes bilir. Mecliste de hep paşalar vardı Kâzım Karabekir Paşa, Paşalar Kavgası, sayfa: 138, 139:

Her taraftan kendisine en çok emniyet verenler listeye girdiler ve hatta hükümet yardımı ile seçime arz oldundular. İkinci Grup’tan kimse namzet gösterilmedi. Halbuki bunların çoğu Milli Mücadele’ye, ilk gününden beri canla başla hizmet etmiş insanlardı. Bu hususta aramızda biraz da münakaşa oldu.

Gazi ‘ben muhalif istemiyorum’ diyerek, kendisine sözle veya yazıyla en çok sadakat gösterenleri ve Birinci Meclis’te fiiliyatıyla bu emniyeti kazananları ve hemen bütün karargahının mensuplarını namzet gösteriyordu.

Ben de böyle bir emre uyan bir meclisle dünyaya hakim itilaf milletlerinin emniyetini kazanamayacağımızı ve dahilde de hürriyet mefhumunu kaldıracağımızı ve belki daha şiddetli bir muhalefete yol açılacağını söyleyerek, itiraz ediyordum.”

İşte burada her şey ortada. Zaten bu söylenenler de gerçekleşti. Hürriyet falan kalmadı. Atatürk diktatörlüğünü kurdu. 1945’te de demokrat ülkeler savaşı kazananana kadar bu diktatörlük sürdü. Eğer savaşı kazanmasa idiler, Hitler kazansaydı o zaman Atatürk’ten aldığı diktatörlük mirasını devam ettirirdi İnönü fakat Hitler savaşı kaybedince Türkiye 1930’larda Atatürk’ün başlattığı Türkçü-ırkçı-diktatör akımını terk etti ve Nihal Atsız gibi ülkenin Türkçülerini yargıladı, tabutlara kapattı, işkenceler yaptı. Daha sonra San Francisco’daki birçok ülkenin katıldığı bir toplantıya katıldık. Orada paparayı yedik. Demokrasiye geçmez isek bize karşı cephe alacaklarını söylediler. Ve İnönü mecburi olarak diktatörlüğünden vazgeçmek durumunda kaldı. Demokrasinin d’sinden tiksinen Kemalistler bugün utanmadan İnönü’ye demokrat diyorlar, demokrasiyi getirdi diyorlar.

O dönemlerin havasını sezmek için de birkaç örnek vereyim.

O dönemlerde Vatan gazetesinde Ahmet Emin Yalman “Gazi Paşa Hazretlerine Maruzat” başlıklı bir yazı ile Mustafa Kemal’e seslenir. Cumhurbaşkanı olduğuna göre parti ve meclis başkanlığını bırakması gerektiğini, bunun cumhuriyetin ruhuna uygun olacağını yazar.

Suphi Nuri İleri gazetesindeki yazısıyla cevap verip, Mustafa Kemal’in, Mussolini veya Lenin gibi bir diktatör olması gerektiğini savunması üzerine Hüseyin Cahit buna şiddetle karşı çıkarak şöyle der:

“Memlekette kimseye sesini çıkarma imkânı bırakmadınız. Söz hürriyeti bir şu kürsüye inhisar etmiş bulunuyordu; yarın buradan konuşmak hakkından da mahrum olacağız.”

“Diktatörlükten korkuyoruz; diktatörlüğe doğru yürümekte olunmasından korkuyoruz!”

İşte bu korku dolu günler de Kâzım Karabekir Paşa meclis kürsüsüne çıkıp ikide bir gözlerini cumhurbaşkanlığı locasında oturan Mustafa Kemal Paşa’ya çevirerek şöyle demişti:

İşte o günlerin havası böyledir. Nitekim o haklarını da daha sonra kaybetmişlerdir. Ve mutlak diktatörlüğünü kurmuştur Kemal Atatürk. Zaten kendisi bile itiraf etmiştir: “durumumuz diktatörlükten farksız” diye.

Zaten böyle bir diktatörlükte kimseye hesap verilmeyeceğinden de çok rahat bir şekilde istediğini yapmıştır Atatürk. Parti başkanlığı onda, meclis başkanlığı onda, ordu ona bağla, İstiklal Mahkemeleri ona bağlı, sadece ona hizmet ediyor, mecliste farklı sesler bitene kadar meclis sürekli feshediliyor, meclisi kendi yandaşları ile doldurmasına rağmen tamamen kendisine itaat eden bir meclis oluşturana kadar tekrar feshediyor.

İşte böyle bir ortamda da çok rahat Kürtlere, dindarlara, Alevilere, demokratlara, komünistlere, vs. zulüm etti bu rejim.

Ebedi Şef’lik, Milli Şef’lik, Fuhrer’lik, Duçe’lik dünya savaşını demokratların kazanması ile bitmiş (Franco diktası bir süre daha devam etmiş, Sovyetler de devam edip kendi kendisine yıkılmıştır) fakat örgütleri derin devlet ile varlığına devam etmiştir. Bugün bizim derin devletimiz nasıl Kemalist ideolojideki Ergenekon örgütü ise aynen bugün Almanya’nın derin devleti de Hitlerci-Nazi ideolojisindeki Nazi örgütüdür.

http://www.akpartiforum.com/millet-ataturke-sik-miydi-t169046.html?t=169046

Millet Atatürk’e aşık mıydı?” üzerine 5 yorum

  1. ŞİMDİ ÖNÜNE GELEN SAYIN BAŞBAKANIMIZA HAKARETLER EDİYOR KÜFÜRLER EDİYOR VE HALA ELİNİ KOLUNU SALLAYIP GEZİYOR BUNU M.KAMAL DEVRİNDE YAPACAKLARDI ÇOKTAN KELLELERİ GİTMİŞTİ VE ŞAŞIYORUM BU DİKTATÖR KATİLİ 70 YILDIR YETMEDİ HALA KANUNLA KORUYUP Bİ ÖLÜYÜ BAHANE YAPIP İNSANLARA CEZALAR VERİYORUZ ARTIK DEĞİŞMEYE GEÇ BİLE KALDIK

  2. İŞTE M.KAMAL TARİHİN ÖZETİ OLMUŞ %100 KATILIYORUM BUNLARI HERKESİN ÖĞRENMESİ GEREK TEŞEKKÜRLER

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s