Kim bu Bagratuniler? Kripto Ermeni Yahudileri

bagratunilerErmenistan gibi, halifeliğe tabi olan ülkelerde, Arap boyunduruğundan kurtulma eğilimi giderek artmaktaydı. Dış siyaset açısından olumlu şartlar haiz olmuştu. Arap halifeliği gerileme dönemindeydi. Bazı ülkelerin, özellikle uç bölgelerin Arap emirleri, kendi egemenliklerini sağlamlaştırmış, halifelikten kopmaya çalışmaktaydı. Devletin merkezinde de durum istikrarlı değildi. Bağımsızlık amaçlı halk isyanları ve yönetim mücadeleleri nedeniyle devletin temelleri sarsılmaktaydı.
Bilindiği gibi, VIII.-IX. yüzyıllarda, Ermenistan’da da halk ayaklanmaları oluşur. Arap yöneticiler, bu isyanları bastırmaya muvaffak olur, fakat devletin çözülmesinin önünü alamazlar. Diğer taraftan, sürekli rakip olan Bizans da, halifeliğin bu zor durumundan faydalanarak, Arap karşıtı ve merkezkaç kuvvetlere sürekli yardım eder. Bu yüzden de Arap-Bizans ilişkileri son derece gerginleşir. Günbegün zayıflayan halifelik, tavizler vermeye mecbur olur.


Bagratuni Hanedanı’nın bayrağı

Ermenistan’ın bağımsızlığının yeniden tesisi için uygun şartlar hâsıl olur. Arap devletinin zayıflaması ve parçalanması süresinde, büyük değişimler gerçekleşmekteydi. Ermeni beylerin ekonomisi düzelmeye ve toprakları genişlemeye başlar. Ülke ekonomisi kalkınır, tarım ve zanaat gelişim gösterir. Ekonomik ve askeri açıdan güçlenen Ermeni Beyler bağımsızlığa erişmeye çalışır ve Ermeni devletinin yeniden tesisi için başlatılan halk hareketinin başına geçerler. Ermeni halkının tüm katmanları birlik olup, tümü de bağımsızlığın yeniden tesisini hayal etmekteydi.
Halifeliğin Ermenistan’da zayıflamasından en becerikli bir şekilde istifade edenler, Bagratuniler olur ve iktidarları ile etkilerini tüm Ermenistan haricinde, Kafkas ülkelerine de yaymaya çalışırlar.

bagratuniler
Bizans’a meyilli Ermeni halkını zor kullanarak kendisine tabi tutamayacağına ikna olan halifelik, taviz vermeye mecbur olur. Aşot Bagratuni, 855 yılında ordu komutanı, 862 yılında ise Ermenilerin beylerbeyi olarak tayin edilir. Bu durum, halifeliğin, ülke yönetimini fiili olarak Ermenilere devretmiş olduğu anlamına gelmekteydi. Bunun sonucunda Aşot, diğer beylere göre üstünlük elde eder. Vergiler, yaklaşık üç misli azaltılır ve vergi toplama görevi de Aşot’a teslim edilir. Temkinli ve uzak görüşlü bir siyaset adamı olan Aşot Bagratuni, ülkenin bağımsızlığının yeniden tesisi sürecini ustaca yönetir.
Aşot Bagratuni, egemenliğini Ardsruni, Süni, Artsakh ve diğer ünlü beylikler üzerine yaymayı başarır. Gürcü ve Ağvan (Albanya, günümüz Dağıstan bölgesinde bulunan eski bir devlet) yöneticileri tarafından da üstünlüğü kabul edilir. Aşot, Ermenistan ordusunu yeniden düzenler, sayısını 40 bine ulaştırır ve kardeşi Abbas’ı ordu komutanı tayin eder. Aşot, Arap emirlerinin iç ihtilaflarını ustaca kullanır ve Ermenistan’ın içişlerine müdahale etmelerini engeller. Ermenistan’da faaliyet gösteren Arap emirleri de Aşot’un egemenliğini kabul eder. Ülkenin idari, ekonomik ve askeri yönetimi böylelikle Bagratunilerin eline geçer. Ülke, fiili egemenliğini yeniden tesis etmiş olur. Arap egemenliği, Ermenistan’da ismen kalır.
Ermenistan’ın bağımsızlaşması konusunda son derece ilgili olan Ermeni Kilisesi de Bagratunilere destek vermekteydi. Aşot Bagratuni, 869 yılında Ermeni katolikosu (Ermeni Kilisesi’nin başı) Zakaria Dzagetsi önderliğinde toplanan Ermeni beyler tarafından Ermenistan kralı ilan edilir. Toplananlar, Aşot Bagratuni’nin krallığının resmen tanınması niyetiyle halifeye başvurur. Ermenistan Krallığı’nın tanınması, halifelik tarafından uzun süre sürüncemede bırakılır.
(Aşot Bagratuni)

Rakip Arap halifeliğini zayıflatmayı güden Bizans, Ermenistan’ın bağımsızlığını destekler ve aceleyle ittifak kurar. Bizans’ın Ermeni asıllı imparatoru I. Vasil, daha 876 yılında Aşot Bagratuni’ye özel bir heyet gönderir. İmparator, Ermeni Arşakuni hanedanı soyundan geldiğini ve Bagratunilerin, Ermenistan’ın taç giydiren şövalyeleri olduğundan dolayı, kendisinden taç rica ettiğini bildirir. Aşot, karşılıklı dostluğun bir nişanesi olarak I. Vasil’e taç yollar. Bizans imparatorunu taçlandırma olgusu, bir taraftan Aşot’un artan prestijini göstermekte olup, diğer taraftan ise halifeliğe karşı yönelmişti. Ermenistan, IX. yüzyılın 60’lı yıllarından itibaren fiilen bağımsızlığını yeniden tesis etmiş ve sadece şekilsel olarak Armenia alt krallığı bünyesinde bulunmaktaydı.
Halifelik, Ermenistan’ın fiili bağımsızlığının yeniden tesisi olgusuyla kesinlikle barışık değildi. Halifenin özel talimatıyla Ermenistan’a gönderilen, Ahmet adında yeni bir vostikan (Arap yönetici) Aşot’a karşı bir komplo düzenler. Dostluk kurmak bahanesiyle, bağımsızlık isteyen Ermeni beyleri Dıvin’e çağırarak yok etmeye karar verilir. Lakin pür dikkat Arapların faaliyetlerini izleyen Aşot Bagratuni’nin adamları, üzerlerinde vostikan Ahmet’in Arap emirlerine yönelik mektubu bulunan ulakları ele geçirir. Ahmet, yeni tayin edilen vostikana karşı savaşır gibi yaparak, Dıvin’e saldırmalarını talep etmekteydi. Niyetleri, hiçbir şeyden şüphelenmeyen Ermeni beyleri davet edip, tutuklayarak, imha etmekti.
Vostikanın planlarını öğrenen Aşot, beylere, hazır bir şekilde kendi emirlerini beklemeleri talimatını verir. Kendisi vostikana gidip, ordu komutanı Abbas’a ise, ordusuyla Dıvin’e yaklaşması talimatını verir. Komplo günü, Ermeni beylerin yerine Ermenistan ordusu Dıvin’e girer. Ordu komutanı Abbas, vostikanın çadırına girerek, gizli mektubu kendisine gösterir. Dehşet içindeki Arap vostikan çadırından çıkartılarak tutuklanır. Arap ordusu silahsızlandırılarak, ülkeden kovulur. Vostikan, at yerine katıra bindirilerek, Ermenistan sınırlarına götürülür ve “geldiği yere” gönderilir. Ermenistan’daki son Arap vostikanının egemenliği benzer rezil bir şekilde son bulur.
Ermeni halkının toplu mukavemetiyle karşılaşıp, Ermenistan’ın sonunda bağımsızlığını elde edeceğine kanaat getiren yeni halife, 885 yılında Aşot Bagratuni’ye krallık tacı ve değerli hediyeler göndererek, kendisini Ermenistan kralı olarak tanır. Bizans imparatoru I. Vasil de diğer taraftan Aşot’un krallığını hızla tanır. İmparator da kendisine krallık tacı gönderir ve dostluk antlaşması yapar.
Aşot Bagratuni, Ermenistan beyleri ve komşu ülkelerden gelen misafirlerin huzurunda, Bagaran şehrinde yapılan büyük bir törenle, katolikos Gevorg Garnetsi tarafından Ermenistan kralı olarak takdis edilir. Böylelikle, yıllar önce tesis edilmiş olan Ermenistan’ın fiili bağımsızlığı, uluslar arası tanınım elde eder. Ermenistan’ın Bagratuni Krallığı (885-1045) tesis edilir ve 450 yıldan fazla bir süre ortadan kalkmış olan Ermenistan Krallığı yeniden kurulur. Bu durum, tarihi bir dönüm noktası olma özelliğine sahip olup, Ermenistan’ın daha sonraki gelişmesine büyük oranda katkı sağlamıştır.
http://www.findarmenia.com/arm/history/20/190/191
Türkçeye çeviren: Diran Lokmagözyan


Bagratuniler/Pakraduniler, Türkler Anadolu’ya gelinceye kadar kendilerini Ermeni ve Gürcü olarak gösteren Yahudilerdir. Bu toplumların dışında Bagratuniler, Nasturi, Süryani, Abhaz ve Oshet kimlikleri altında da varlıklarını devam ettirdiler.
Müslümanların Anadolu’yu fethinden sonra Bagratuniler zamanla İslamiyet’e geçmiş gibi görünerek, Türk ve Kürt kimlikleri arkasına gizlenerek, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ve toplumunun çeşitli katmanlarında kilit noktaları ele geçirmişlerdir.
Evet, Türkiye’nin yakın tarihindeki olayları anlamak için Bagratunileri tanımak gerekir. Bu konu bilinmeden PKK ve Hizbullah terörü anlaşılamaz.
Bagratunilik bilinmeden, Sevr’in günümüzdeki versiyonu olan “Açılım Süreci” adlı ihanetler zinciri, vatan topraklarının bölünmenin eşiğine getirilmesi anlaşılamaz.


“Pakraduni”ler nereden çıkmıştır nasıl yayılmışlardır ve kripto “Pakraduni”ler kimlerdir?
Ermeni Görüntülü gizli Yahudiler; PAKRADUNİLER
“Pakraduni”ler, Anadolu’nun İslamlaşması ve Türklere vatan yapılması üzerine, özellikle Ermenilerin rağbet gördüğü Selçuklu ve Osmanlı döneminde, Musevilikten Ermeniliğe geçen, 1915 olayları sonrası ve Cumhuriyet sürecinde ise Müslümanlığı seçen, ama Yahudi zihniyetini nesilden nesile gizlice sürdüren bir topluluk olmaktadır. Fanatik Ermeni karşıtlığıyla Türk ırkçılığını (Turancılığı) savunmak, her fırsatta İslam’a saldırarak, sosyalist ve Kemalist bir tavır takınmak bunların alameti farikasıdır. Ama sadece solcu değil, sağcı partilere; hatta Milli Görüş’e de sızanların varlığı söyleniyor.

En azından Türkiyede Pakradunilerin olduğunun, bazılarının mühim nüfuz ve tesire sahip olduğunun, önemli roller oynadıklarının bilinmesi…

Pakradunilerin 2500 yıllık tarihi ve macerası hakkında yabancı dillerde yazılmış birkaç araştırma kitabı var. Doğu Anadoluda bağımsız devletler bile kurmuşlar.

Sonra izleri silinmiş… Dıştan Ermeni görünürken bir kısmı Kürt ve Müslüman kimliğine bürünmüş. Kürtlükleri, Müslümanlıkları samimî midir?

Pakraduniler iki kimlikli değil, üç kimlikli bir gizli cemaat. Birinci gizli kimlikleri Yahudilik, ikinci gizli kimlikleri Ermenilik, üçüncü açık kimlikleri Müslümanlık.

Sultan Abdülhamid zamanında patlak veren Ermeni isyanlarını bu Pakradunilerin çıkarttığı söyleniyor.
Pakraduniler günümüzde en çok Fransa, İsrail, İngiltere, ABD ve Vatikan’dan destek almaktadır. Özellikle Yahudi oldukları halde Vatikan’dan destek almaları gayet düşündürücü bir hadisedir.
Günümüzde sözde Ermeni soykırımının sürekli gündemde tutulmaya çalışılması ve bununla ilgili çalışma yapılması da Pakradunilerin yaptığı planlı bir faaliyetten geçmektedir. Vatikan ve özellikle Papa Türkiye’de önemli mevkilere gelmiş Kripto Pakradunilere yoğun bir destek vermektedir.
Ayrıca baktığımız zaman Terör örgütü PKK’nın da arkasındaki gizli gücün Pakraduniler olduğu bilinmektedir. Şuan TBMM’de bu Kripto Pakraduni sayısı bir hayli fazladır. Bunların bazılarını biraz araştırma yaparak öğrenmek ve en azından fikir sahibi olmak mümkündür.
Aksi halde içimizde kanımızı emen, iç dinamiklerimiz ile borsa kağıdı gibi oynayan, Dış Politika’da hissettirmeden gerekli doneleri vererek Türkiye’yi yanlış yönlendiren bu Kripto Teşkilatları deşifre etmenin zamanı geldi de geçiyor. Bu ülke maskelenmiş yüzleri, kirli ilişkileri çözmeden özgür olamayacak. Türkiye vicdanı ile Tarihi ile ve ezberleri ile yüzleşmek zorunda.
Kripto Pakraduniler’in uzantılarını bu zamanda iyi analiz etmek gerekir. Bu Kripto Yahudi teşkilat aynı zamanda Kripto İranlı Yahudiler ile de birçok zaman beraber hareket etmektedir. Daha önceki Kripto Yahudiler yazımda Türkiye’de bazı önemli makamlara gelmiş siyasiler ve bürokratların bu Kripto İranlı Yahudilerden burs aldıklarını yazılmıştı…

İRANLI KRİPTO YAHUDİLER VE BİLİNMEYENLER

İran Yahudilerinin tarihi çok eskilere dayanır hatta bugünkü tahrif edilmiş İncillerde bile sıklıkla zamanın Pers ülkesindeki Yahudilerden bahsedilir. Yahudilerin İran’da ne aradıklarına gelecek olursak, Babil kralı Nebukadnazar Kudüs’ü ele geçirdiği zaman Yahudilerin sürekli isyan çıkartmalarına çok sinirlenerek onları toplu halde bugünkü Irak topraklarına sürmüştür.
Daha sonra Pers kralı Cyrus gelerek Babil’i ortadan kaldırır ve Yahudilere özgürlüklerini kazandırır ve hatta Kudüs’te yıkılan tapınaklarını yapmaları için izin bile verir. Bu demokratik ortamdan çok memnun kalan Yahudilerde İran’ı baş turistik gezi ve yerleşim alanları yaptılar ve o zamandan beri çocuklarına verdikleri isimler arasına ‘’Cyrus’’ ismini de katmışlardır. Bugün İsrail’de İran kökenli Yahudiler ‘’Mizrahim’’ adı verilen grup içinde yer alırlar. Mizrahim ‘’Doğulu’’ demektir ve sıklıkla soyadı olarak kullanılır. İsrail’de İran Yahudileri son derece etkindir. Mesela yanında çalışan kızlara tecavüz ettiği suçlamaları sebebiyle sinir buhranları geçiren, eski İsrail Cumhurbaşkanı Moşe Katsav, gerçek adı Musa Ghassab olan bir İran Yahudi’sidir. İran’ın Yezd kentinde doğmuş ve beş yaşında ailesiyle İsrail’e göç etmiştir ve Farsçası ileri derecede iyidir.
Yine baktığımız zaman, Eski İsrail Savunma Bakanı ve yine İsrail’de Ulaştırma Bakanı olarak görev yapan Shaul Mofazda, Tahran doğumlu bir İran Yahudi’sidir. Hatta geçen senelerde Lübnan’da sivillerin üzerine bomba yağdırılması emirlerini veren ama Hizbullah karşısında maskara olduğu için görevden alınan eski İsrail Genelkurmay Başkanı Dan Halutzda bir İran Yahudi’sidir.
Kısacası bugün İsrail’de İran’a karşı savaş planları hazırlayanların büyük çoğunluğu aslında İran doğumludur. Aslında bütün bunlar karşılıklı danışıklı dövüştür. Çünkü iki ülke de güçlerini birbirlerinden almaktadır. Psikolojik savaşı iyi yürütüyorlar. Zıtmış gibi duruyorlar, söylemleri birbirlerine karşı çok sert ama gerçekte masa başında önemli pazarlıklar yapılıyor. Tıpkı geçmişte ‘’İrangate’’ skandalının ortaya çıkması gibi… Özellikle son dönemde ABD’nin, İran ile yapılan diplomatik ilişki hamleleri iyi analiz edilmelidir.
Kripto Yahudiler buralara kadar yükselmek için İran’da çok çalıştılar. Gizliden ve derinden çalışmalar yapıldı.
Bu arada İran Yahudilerinin etkin olduğu Ülkelerden biri de Amerika Birleşik Devletleridir. Mesela bugün Amerika’nın en zengin ve ünlülerinin ikamet ettiği Los Angeles’in Beverly Hills şehrinin belediye başkanı ‘’Cemşid’’ yani Jimmy Delshad isimli bir İran Yahudi’sidir.
Seçim başarısının sebebi ise Amerika’nın bu en lüks şehrinde oturan ensesi kalın vatandaşların yarısının İran Yahudi’si olmasıdır.
Peki, bu müthiş zenginliğin sırrı nedir derseniz onun da cevabı kolaydır. Humeyni’nin İran Şahı’nı mat etmesinden önce ki dönemde İran’ın zenginlerinin ve önde gelenlerinin çoğunun İran Yahudi’si olmasıdır.

Yahudilerinden ne kadar var ve bunlar hangi mevkilerde. Hangi stratejik kurumun başındalar veya siyasi uzantıları ne kadar kuvvetlidir.
Asırlarca Ermeni toplumunu yöneten Yahudi asıllı ‘Pakraduniler’in hikâyesi yeni yeni günışığına çıkmaktadır.

Selanikli Sabetaycılar, İspanyol Maranolar ve İranlı Meşhedilerden sonra Ermeniler içinde de Yahudi orijinli bir unsurun 2 bin 700 yıldır varlığını sürdürdüğü anlaşılmaktadır. Pakraduniler (Bagratuni/Bagratids) adı verilen ve asırlarca Ermeni toplumunu yöneten cemaatin hikâyesi M.Ö 730 yılında başlayıp günümüze kadar uzanmaktadır.
Bu iddianın sahiplerinden birisi de araştırmacı-yazar Levon Panos Dabağyan’dır. Yahudi asıllı Pakradunilerin M.S. 1045 yılına kadar Ermenileri “acımasızca” yönettiğini ifade ederek, iddialarına dayanak olarak dünyaca ünlü Yahudi tarihçilerinden Prof. Dr. Abraham Galante’yi gösteriyor. Galante, “Pakraduniler veya Bir Ermeni-Yahudi Tarikatı” adlı kitabında, “Pakraduniler, varlıklarını Juda İmparatorluğu’nun sonlarından (M.Ö. 7. yüzyıl), 20’nci yüzyıla dek sürdürmüş olan Ermeni-Yahudi karışımı bir kavimdir” saptaması yapmaktadır.

Bizans’ın kendi krallıklarına son verdiği Pakraduniler, Selçukluların hakimiyetine girdikten sonra yüzyılımıza kadar hayatiyetini cemaat içinde devam ettiriyor.
Hikâye milattan önce 730 yılında başlıyor. O tarihte, Ermeni Kralı Sannasar, Filistin’e yaptığı seferde İsrail Kralı Osee’yi öldürerek, 10 Yahudi kabilesini esir alıyor. Sonra onları Fırat’ın ötesine, Güney Ermenistan’a yerleştiriyor. M.Ö. 700’lerde, bu kez Babil Kralı Nabukadnezar, Mısır Kralı Necho ile Kudüs Kralı Yoachim’e karşı bir savaş açıyor. Söz konusu sefere, Doğu Ermenistan Kralı Hıraçya da büyük bir ordu ile katılıyor. Hıraçya’nın bu savaşta gösterdiği olağanüstü başarı, Nabukadnezar’ı fazlasıyla memnun ediyor ve esir aldığı 10 bin Yahudi’nin yarısını Kral Hıraçya’ya hediye veriyor. Bu esirler arasında İsrailoğulları’nın önemli şahsiyetlerinden Prens Şampat (Smbat/Shampat) da bulunuyor. Şampat, kısa zamanda Hıraçya’nın takdirlerine mazhar oluyor. Devlet hizmetine alınıp, önemli mevkilere yükseliyor.

Esirlikten soyluluğa: Pakraduniler (Ermeni Görüntülü gizli Yahudiler)

M.Ö. l5O’lerde soyunun Hz. Davud’a (as) dayandığını iddia eden ve adı “Pakarad Şampa” olan bir Yahudi, zamanın Ermenistan Kralı Vağarşak’a başvurarak, saray hizmetine girebilme talebinde bulunuyor. Dikkat çekme ve kendini sevdirme açısından Prens Şampat’ı dahi gölgede bıraktığı kaydedilen Pakarad Şampa, Kral Vağarşak’ın en yakın bendeleri mevkiine erişiyor. Sonunda şaşırtıcı bir şekilde, Ermeni Kralları’na taç giydirme imtiyazı ile 10 bin süvariye komuta etme hakkını elde ediyor. M.Ö. 90-36’larda Ermeni krallarından Dikran II. (Büyük Dikran) İsrailoğullarına yönelik yeni bir sefer düzenliyor.

Bu sefer sırasında esir aldığı binlerce Yahudi’yi o da ülkesine götürüyor. Esirler arasından seçtiği “Aşod” adında bir asil Yahudi’yi özel hizmetine alıyor. Bu olaylar sonucunda Ermenistan’a yerleşen ve zamanla nüfusları hızla artan esir Yahudiler, sürgün yıllarının sembol ismi Prens Şampat’ın hatırasını kendilerine rehber edinerek, teşkilâtlanıp millî varlıklarını koruyabilme mücadelesine girişiyor. Zamanla Ermenilerin yönetimini ele geçiren Pakraduniler M.S. 1045’e kadar Ermenistan’da saltanat sürmeyi başarıyor.

Dabağyan, Bizanslı tarihçi Pavstos’un, 3. Asır’da bölgede iskân edilmiş ve kısmen Hıristiyan olmuş Yahudilerin miktarını 400 bin olarak verdiğini de kaydediyor.
Konunun uzmanı Gad Nassi: “Pakraduniler domuz eti yemezler, oysa Ermenilerde serbesttir” diyor

Sabetaycılık, Ladino ve Kripto Yahudi cemaatleri konusunda uzman isimlerden araştırmacı-yazar Dr. Gad Nassi, Pakradunilerin 20. yüzyılın ilk yarısına kadar özel gelenekleriyle Sivas/Divriği ile Erzincan/Eğin (Yeni adı Kemaliye) arasındaki bölgede varlıklarını sürdürdüklerini belirtiyor. Nassi’ye göre cemaatin yayılımı, Arapkir, Hekimhan Kapadokya ve Kilikya/Çukurova’ya kadar uzanıyor.
Nassi, Pakraduni soyundan gelenlerin fiziki görünüşlerinin Ermenilerden ayrıldıklarını, kafa yapısı olarak Yahudiler gibi Dolikosefal olduklarını kaydediyor.
Bir Yahudi-Ermeni’nin evinde vefat gerçekleştiğinde, evin içini tamamen değiştirdiklerini, evde asla su kullanmadıklarını, çünkü ölüm meleğinin kılıcındaki kanı bu suyla temizlediğine inandıklarını belirtiyor. 7 gün iş yapmayıp Yahudilerde olduğu gibi yas tuttuklarını da belirtiyor.
Nassi, Pakradunilerin Yahudiler gibi asla domuz eti yemediklerini, cumartesi günü çalışma yasağına riayet ettiklerini, genelde cemaat içinden evlendiklerini ve soyadlarının da Yahudi kökenlerini anlatacak şekilde verildiğini ifade ediyor. Bunun da Ermeniler arasında “Yahudiliğin bir uzantısı” olarak değerlendirildiğini söylüyor. Nassi, Pakradunilerin, siyaset, ticaret ve finans alanında çok becerikli olduklarını kaydederken, benzer bir grubun da geleneklerini koruyarak 19’uncu yüzyıla kadar Gürcistan’da Gürcüler içinde hayatiyetini devam ettirdiğini ifade ediyor.

Aleviliği istismar eden Rafızî Ermeniler kimlerden oluşuyor?

Ermeni asıllı Türk vatandaşı yazar Torkom İstepanyan ise Pakradunilerle ilgili şu değerlendirmede bulunuyor: “Türk-Ermeni kardeşliğinin başlangıcı 11’inci yüzyıl ortalarına dayanır. 1064’te Pakraduni Ermeni Krallığına Bizanslılar tarafından son verilince, Bizans zulmüne dayanamayan Ermeniler Türklerin himayesine sığınmışlardır. Bu devre onlar için huzurlu yıllardır. Vatanlarına sımsıkı bağlanmışlardır. Türkler tarafından bunlardan bazılarına “Paşa”lık unvanı bile takılmıştır. Böylece ilk Türk-Ermeni dostluğunun temeli atılmıştır.
Bu kardeşliğin en güzel kanıtı da bugün dünyanın dört bucağına serpilmiş olan Ermeni toplumunun günümüze dek varlığını sürdüren Türkçe kökenli soyadlarıdır. Örneğin, Romanya doğumlu olduğu halde dünya Ermenilerinin Ruhani Reisi Gatogigos Vazgen I’in soyadı ‘Balcıyan’dır.”

Ermeni isyanlarının arkasında Pakraduniler yatıyor!

Yazar Levon Panos Dabağyan, Ermeni meselesinin can damarını teşkil eden “1. Zeytun İsyanı’nın” arkasında Fransa ve Vatikan’ın bulunduğunu, isyanın düzenleyicilerinin Pakraduniler olduğunu ileri sürüyor. Dabağyan, Zeytunluların kökeniyle ilgili olarak şöyle diyor: “Ani Beldesi’nin Bizanslılara geçmesinden ve Bizanslıların Ermeni katliamından sonra, Anadolu’nun muhtelif bölgelerine dağılan ‘Pakraduni Hanedanı’ mensupları Haçin ve Zeytun havalisine yerleşmişlerdi. Dolayısıyla (Fransa’nın gönderdiği Katolik Ermeni) maceracı Leon, Ermenileri isyana teşvik için gerçekten en münasip bölgeleri seçmiş demekti. Zira, Pakraduni Hanedanı, zaten birtakım entrikalara müsait ve gayri Ermeni bir unsur idi” diyor.
Dabağyan 1862 ve 1895’te iki kez denenen isyanın ise Türkiye’ye sadık Gregoryan Ermenilerin destek vermemesi üzerine akamete uğradığını kaydediyor. Pakradunilerin de hâlâ var olduğunu belirtiyor: “Hâlâ varlar tabii; ama sayıları ne kadardır ve hangi organizeler içinde yer almışlardır bilemem. Sanmıyorum. Ancak, bizde birine ‘Pakraduni!’ dedin mi, bu hakaret için kullanılırdı.
Çocukken birine kızdığımızda, ‘Pakradunisin ulan sen!’ derdik. Onların ırklarından gelen bir zekâları, müztehzi bir bakışları, hesapçı, işini bilir bir yapıları vardır. Tarım ve zenaattan çok hep ticaretle, para/finans işleriyle uğraşmışlardır.”

PAKRADUNILER HANEDANI VE ERMENİLER

“Selçuklular ve Öncesi Devirleri” (859-1045)

Tarihi kaynaklarda ve tarihi yeni kitaplarda, “Ermeniler ve Ermenistan” konusuna temas eden bölümlere dikkatle bakılarak olursa, şu garip durumla karşı karşıya gelinir. Şöyle ki; hayırlı işler yapmış olan Ermeni büyükleri kötülenir ve bilhassa “Türklere ihanet etmiş” olanlar ise, “doğrudan Ermeni gösterilir.” Bu durum ise Ermeni kavmini Türklere karşı ve düşman oldukları intibaını uyandıran bir taktiktir!.

Zira Kakik II’nin saltanat sürdüğü dönem olan (1042-1045) tarihleri arası, “Doğu-Ermenistan”ın külliyen “PAKRADUNİLER HANEDANI HAKİMİYETİ”nde olduğu tarihi kaynaklarca sabittir.

Kral Kakik II ise; tam iki asır Ermenistan’a hükümran olan ve aslen Ermeni asıllı olmayan, Pakraduniler Hanedanının son hükümdarı idi.

PAKRADUNILER’İN MENŞEİ VE SAHNEYE ÇIKIŞLARI

M.Ö. 730 tarihinde Kral Sannasar, Beni İsrail’e yaptığı seferde; Beni İsrail Kralı Osee’yi öldürerek, Samarie’de taş üstünde taş bırakmamış ve “10 Musevi kabilesi’ni esir alarak, Fırat’ın ötesine, Güney-Ermenistan’a yerleştirmişti ve bu bir başlangıçtı.
Yine M.Ö. 700’lerde Kral Nabukadnezar; Mısır Kralı Necho ve Kudüs Kralı Yoachim’e karşı bir sefer açmış ve bu sefere, Doğu-Ermenistan Kralı Hıraçya da büyük bir ordu ile iştirak etmişti.

Hıraçya’nın bu savaşta gösterdiği olağanüstü dövüş gücü, sadakat ve kahramanca saldırıları, Kral Nabukadnezar’ın pek hoşuna gitmiş ve Kral Hıraçya’yı takdirle, esir almış olduğu 10.000 Musevi’nin yarısını ona hediye etmişti ve bu esirlerin arasında ilerde Ermenileri külliyen hâkimiyetleri altına alacak olan bir esrarengiz kavmin ünlü prenslerinden Şampat da bulunuyordu.
Zeki ve becerikli olan bu Prens, zamanla Kral Hıraçya’nın sevgi ve takdirini kazanarak, “Devlet Hizmeti’ne alınarak önemli mevkilere yükseltildi ki, bu durum bizzat bir Ermeni Kral tarafından, bilemeden kendi milletine yaptığı bir yanlışın doğrudan kendisi idi!..
Daha sonra M.Ö. 150-128’lerde; aile menşeinin Hz. Davud Peygambere dayandığını iddia eden ve adı PAKARAD ŞAMPA olan bir Yahudi, Ermeni Kralı Vağarşak’a müracaat ile, saray hizmetine girebilme dileği ile bin bir dil dökerek, kabul edilmesi için adeta yalvardı…

Bu garip ve son derece esrarengiz yabancının nasıl birisi olduğunu ve söylediği gibi gerçekten hayli maharetli olup olmadığını merak eden Kral Vağarşak, Kral Hıraçya’ya hizmet veren Prens Şampat’ın, kralı son derece memnun kılmış olduğunu da dikkate alıp, bu yabancıya bir şans tanımayı uygun bulmuştu. Zira, kendisine müracaat eden yabancı da aynı ırka yani diğerinin ırkına mensuptu. Dolayısıyla bu esrarengiz Prens, Pakarad Şampa da böylece hizmete alınmış oldu.
Ne var ki, bu yabancı Prens, diğer ırkdaşından daha atak ve daha cüretkârdı. Nitekim, devlet hizmetindeki üstün başarıları o derece fayda temin etmişti ki, Kral Vağarşak bu Yahudi Prensini kendi gözdeleri arasına kattı ve böylece Pakarad Şampa Ermeni Krallarına taç giydirme imtiyazı ile “10.000 Süvariye” komuta etmek hakkını elde etmişti.[2]

Bütün bu hadiselerin zuhur ettiği dönem içinde Kral Vağarşak, yeni bir Mabet inşa ettirmiş ve Mabedin iç dizaynı çalışmalarında duvar süslemelerinde “Güneş, Ay ve atalarının tasvirleriyle” bazı konularla alakalı motifler işletmişti ve inşası iç tezyinatla birlikte tamamlandıktan sonra, Mabedin açılışı göz kamaştırıcı bir muhteşemlik içinde icra edildiğinde, Mabede gelen Kral Vağarşak, sevinç ve gururla ilerlerken, önünde yürüyen merasim kıtası, son derece nefis bir sanat eseri olan “altın bir kartal” taşımaktaydı ki, bu adet ananevi idi. Ermeni krallarının önünde muhakkak altından imal edilmiş bir kartal taşınırdı.

Muhteşem bir merasimle Mabede giren Kral Vağarşak, Pakarad Şampa’ya; “Kendisi ile birlikte tanrılarına ibadet etmesini teklif etti.”Ne var ki, Pakarad bu isteği kesinlikle reddedince, Kral Vağarşak bu bendesini daha ziyade sevdi. Zira, karşısındaki bir kral dahi olsa, dininden dönmeyi kabul etmemişti. Bu onun son derece dürüst olduğunu tekrar tekrar ispat etmekteydi. Dolayısıyla O’nu affetti.
Ancak, bu durum zaman içinde bir başka boyuta dönüşünce, karşılıklı saygının yerini sinsi bir düşmanlık almıştı. Şöyle ki, Kral Vağarşak’ın mahdunu, Arsak I, babası ile aynı düşünceye sahip değildi ve bu esrarengiz Yahudi’den hiç mi hiç hoşlanmıyordu. Dahası, onu gördüğü zaman, manasını bir türlü kavrayamadığı garip bir sıkıcı his bütün benliğini kaplamaktaydı!.

Böylesi karmaşık hisler içinde bocalayan Arsak I, mezkûr Pakraduni’nin mahdunlarına aynı teklifi tekrarladı ve kendi inandığı tanrılara tapınmalarını emretti. Ancak, Pakarad’ın mahdunları emri şiddetle reddettiler. Bunun üzerine gazaba gelen Kral Arsak I, gözlerinde şimşekler çakarak, kızgınlık içinde şunları söyledi, daha doğrusu adeta haykırdı:

– Güneş ve Ay Tanrılarına tapınmayanlar dinsizdir ve ölümü hak etmişler demektir! diyerek her iki Musevi gencin başlarını vurdurdu.
(M.Ö. 128-115)
Kral Arsak I’den sonra ise aynı şiddeti gösteren, ünlü Ermeni Krallarından, Dikran II (Büyük Dikran diye bilinir), İsrail’e yeni bir sefer hazırladı ve bu sefer esnasında (M.Ö. 90-36) aynen Kral Hıraçya gibi, binlerce Musevi’yi tutsak alarak ülkesine götürdü ki, ülkesine döndüğü zaman atının iki tarafında yürüyen Musevi Prensleri, onun muzaffer dönüşünü müjdeleyen birer belge nişanesini temsil etmekteydiler. Bunların içinden seçtiklerini kendi hizmetine alan Kral Dikran II hizmetinde bulunan Aşod adındaki Musevi’ye:

– Şahsın ve soydaşların, benim milletimin inandıkları tanrılara inanıp, tapınacaklar. Emrim derakap uygulanacak! dedi. Ne var ki, Aşod da diğerleri gibi, dinini değiştirmeyi kabul etmedi ve kesinlikle reddetti.
Bunun üzerine gazaba gelen Büyük Dikran; Aşod’un dilini kestirdi ve ülkesinde bulunan bütün Musevileri, kendi adına inşa ettirmeye başlattığı, “DİKRANAKERD” – “DİYARBAKIR SURLARI” inşaatında çalıştırmaya karar verdi ki; mevzubahis surların ve şehrin inşasında, Kapadokya seferinden getirmiş olduğu 300.000 esir çalıştırılmaktaydı.

Tutsak Museviler Teşkilatlanıyor

Ancak, o asırlarda belki geçerli olan ve fakat tamamen vahşeti temsil eden bu trajik vakalar, Musevileri bir yerde aralarında birleşmeye doğru gitmiş ve böylece teşkilâtlanmaya başlamışlardı…
Hani hakları da yok değildi. Bu diyarlara gönül azalarıyla gelmemiş, tutsak olarak getirilmişlerdi. Dolayısıyla, yurtlarından edildikleri yetmezmiş gibi, bir de “sadece kendilerine özgü, müstakil dinlerinden de olma tehlikesiyle karşı karşıya kalmaktaydılar!.. Böylece her birisi, yekdiğerine tam bir içtenlikle sarılarak; İsrail Prensi Şampad’ın hatırasını kendilerine başlıca rehber edindiler ve Pakarad Şampad’ın liderliğinde, gizlice teşkilâtlanmaya başladılar.
Teşkilâtlandıktan sonra, kin ve intikam hırsı içinde öylesine zekice bir plân hazırladılar ki, plânın mükemmelliği karşısında kendileri dahi adeta şaşkına dönmüşlerdi!.

Plâna göre, kademe kademe ilerleyerek, Ermenistan Sarayını külliyen ele geçirecek ve böylece devletin kilit noktalarına erişerek, ülkeyi tamamen hâkimiyetleri altına alacaklardı.

Ermenilere gelince, onlar bu durumun hiç mi hiç farkında değildi ve son derece temkinli hareket eden Musevilerin hizmetlerinden son derece memnundular. Ancak, bu memnuniyetleri ve Musevilere karşı umursamaz bir tavır almaları, daha sonraki yıllarda Ermenilere pek pahalıya mal olacak ve Ermenistan’ı külliyen ele geçiren Museviler; tamamı tamamına “İki Asır”, Ermeni milletine adeta kan kusturacak ve de Ermenistan’ın sükutuna kadar, Ermenilere; kendi vatanlarında tutsak hayatı yaşatacaklardı…

Pakraduniler’in Hakimiyete Geçiş Devri Başlıyor (M.S. 859-885)
Kral Vağarşak döneminde başlayarak, sistemli şekilde ve hiç mi hiç sezdirmeden, tüm tasavvurların fevkinde servet edinip, ülkenin “iktisadiyatına” tesir edebilecek seviyeye yükselen Museviler, yine kendilerine has bir sabırla hemen her engeli bertaraf ederek, zamanla elde ettikleri muazzam servet sayesinde “ARARAT’-TAYK VİLAYETLERİ’nin yarısından fazlasını satın almışlardı. Mesela Durperan’da, yüksek Ermenistan’da ve Gugark’ta gayet muazzam ve şaşaalı mülkleri bulunuyordu. Sekizinci asırda ise, Pakraduni zürriyetinin emlâkine: “Bâyezid, Bagaran, Muş, Kulb, Kars, Shirakavan, Ani, ispir, Ahısha, Artvin ve Ardahan şehirleri” de ilave edilmişti.[3]

(M.S. 637 tarihinden itibaren “Arap hâkimiyetine” giren Ermenistan, o tarihlerde tam bir kargaşalık ve anarşi içindeydi. Gerçi hakiki Ermeni halkı henüz çoğunluktaydı ama, Ermenistan’da gerçek mânâda söz sahibi olanlar “PAKRADUNİLER” yani, “Musevi dönmeleri” idi.
Velhasıl, Ermeni milleti çoktan hükümranlığını yitirmiş; fukaralık ve sefalet içinde kıvranarak, kendi ülkelerinde adeta tutsak hayatı yaşamaktaydılar. Bir başka ifadeyle de; “Doğu-Ermenistan, Ermenistan olmaktan çoktan çıkmış; “Yahudistan” şekli almıştı!.. İşin en enteresan ve hazin tarafı da, Ermenilerin bu durumun farkında olmayışlarıydı ve acı gerçeği öğrendikleri zaman ise, iş işten çoktan geçmiş olacaktı…
Böylesi bir garip şerait içinde Araplarla anlaşan Pakraduniler, Araplara ağır vergiler vermeyi kabullendiler. Zira, nasıl olsa bu ağır vergileri kendi keselerinden ödemeyip, sahipsiz halkın sırtından elde edeceklerdi. Yani bu ağır yükün altına giren, doğrudan doğruya “Turan-Ermenileri” olacaktı.. Nitekim bin bir yokluk içinde kıvrım kıvrım kıvranan bu zavallı ahaliye; “Pakraduniler ve Araplar” adeta kan kusturacaklardı…
Vergileri toplama görevi Araplar tarafından, “Aşod Pakraduni’ye verildi ve “Prensler Prensi” unvanı ile Ermenistan’a vali tayin edilen Aşod Pakraduni, bu görevinde beklendiğinden ziyade başarılı oldu ve böylece; değil vergi ödemek, yiyecek ekmeğini zor temin edebilen Ermeniler’in, ellerinde, avuçlarında her ne var ise alındı, daha doğrusu cebren gasp edildi…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s