Atatürk’ün oğlu mu var, Teyzem Latife Kitabı!

latife“Bazı gerçekleri açıklamanın artık vakti geldi” diyen Latife Hanım’ın yeğeni Mehmet Öke, 86 yıl sonra teyzesi ve eşi Atatürk’e dair bilinmeyenleri anlattı.

Bu kitap onyıllardır saklanmış Mustafa Kemal’e dair bir çok gizli gerçeği de ortaya çıkaracak cinsten.

*ATATÜRK ANNESİNİN CENAZESİNE NEDEN KATILMADI?
Hint Müslümanlarından gelen paralar niçin Kurtuluş Savaşı’nda harcanmadı ve İş Bankası’na sermaye oldu?

*Enver Paşa’nın Mustafa Kemal ile arasındaki husumetin sebebi aslında neydi? Atatürk Vahdettin’e niçin, “sakın bu savaşa son vermeyin” dedi?

*Mustafa Kemal Anadolu’ya giderken Atatürk’e ne sözü verdi?

*Atatürk’ün çocuğu var mıydı, çocuğu olmuyor muydu?

*Latife Hanım Fransa’dan Türkiye’ye hangi gizli belgeleri getirmişti?

*Atatürk annesinin cenazesine neden gitmedi, neden onun ölümünden bir hafta sonra evlendi?

*Latife Hanım’ın babası Muammer Beyin elindeki İş Bankası hisse senetlerini Atatürk yarı fiyatına niye geri aldı?

*Lozan’a kimler karşı çıktı ve bunun için kim öldürüldü?

*Türban konusunda Latife hanım neden, “emirle devrim olur ama emirle evrilme olmaz” dedi?

*İsmet Paşa ve Fethi Bey neden yumruk yumruğa kavga etti?

Atatürk hem Latife Hanım’a hem de onunla evlenmek için ayrıldığı eşi Fikriye Hanım’a bir nevi metres hayatı yaşamayı teklif ediyor… Ancak her iki kadını da Atatürk’ün teklifine hayır cevabı veriyor…

kemal1.jpg

LATİFE HANIM ATATÜRK’E “EVLENERİM AMA METRESİM OLMAM” DEMİŞ

“Gerek Lord Kinross’un, gerek daha başka yazarların belirttiği gibi; Mustafa Kemal, Beyaz Köşk’te Latife Hanım’dan o kadar etkileniyor ki, beraber olmak istiyor. Ancak Latife Hanım tabii ki asla bunu kabul edebilecek yapıda biri değil

ATATÜRK NİKAH İÇİN GECE VAKTİ İZMİR’DE İMAM ARAMIŞ

Mustafa Kemal Paşa birliktelik teklifini bir adım ileri götürmeye karar vererek, gece vakti İzmir sokaklarına çıkıp bir müftü bularak imam nikahı ile evlenmeyi teklif etmiş. Ancak Latife teyzem babasının olmadığı bir ortamda gerek kendisinin, gerekse Paşa’nın onuru açısından bunu kabul etmemiş. İzmirliler, Türkiye ve dünyanın gözü önünde bunun yakışık almayacak bir hareket olduğunu belirtiyor. Kendisinin İslam dinine göre reşit olup istediği kişi ile evlenme hakkına haiz olmasına rağmen, babasının ve ailesinin onayı olmadan bunu yapmayacağını ve gizli tutulacak bir imam nikahını kabul edemeyeceğini açıkça söylemiş.

ATATÜRK, LATİFE’Yİ ÖPMEK İSTEYİNCE…

Paşa ikinci defa ısrar ederek, aşkını, beğenisini ve düşüncesinin ne kadar derin ve gerçek olduğunu göstermek için Latife Hanım’ı öpmek üzere eğilmiş. Bunun üzerine Latife Hanım, terastaki büyük mermer masanın üzerinde duran esir komutan Trikopis’in beylik tabancasını kaparak havaya üç el ateş etmiş ve Paşa’ya, eğer buna devam ederse dördüncü kurşunla kendisini vuracağını, zira Paşa’nın bu memlekete elzem olduğunu ancak kendisinin önemsiz olduğunu söylemiş.

Bu sırada koşup gelen korumalar ve yaverlere Paşa, ata binen, fayton kullanan Latife Hanım’ın iyi bir silah atıcısı olduğunu söylemesi üzerine iddiaya girdiklerini söylemiş. Deneme yaptıklarını ve İzmir’de böyle iyi silah kullanan hanımlar varken, Yunanlıların zaten savaşı kaybedeceklerinden emin olduğunu söyleyerek hem espri yapmış, hem Latife Hanım’ı onurlandırmış ve gelenleri geri göndermiş.

Paşa hayranlık ve şaşkınlık karışımı bir şekilde, “Bunu gerçekten yapar mısınız?” diye sorunca, “Siz savaşlar kazanmış bir komutansınız, saldırmayı da, ricatı da ne zaman yapacağınızı bilirsiniz. Siz durabilirsiniz ama ben sadece genç bir kızım, siz durmazsanız ben de duramayabilirim,” demiş ve eklemiş, “O zaman siz de ben de içinden çıkılmaz bir duruma düşeriz. Ama ben Latife Uşşakiyim, öyle ya da böyle canıma kıymak pahasına da olsa sizi durdururum ama size kıyamam,” demiş.

Latife Hanım’ın bilgisine, terbiyesine zaten hayran olan Paşa bu cevap üzerine kendisine meftun olarak, “Sana inanıyorum Latif,” dedikten sonra (ilk olarak burada Latif demiş) ciddileşerek “O zaman ‘Küçük Hanım’ İzmir’in kurtuluşunun simgesi olan bu tabancayı cesaretinizin bir nişanesi olarak size hediye ediyorum. Zatı alinize bir kasıt olduğunda kullanırsınız. Ancak bir daha benden size bir kasıt gelirse rica ederim kendinizi değil beni vurunuz. Zira sizin güzelliğinizin ve memlekete ileride çok faydalı olacağına inandığım zekanızın ve bilginizin bu dünyadan ayrılma sına gönlüm razı olmaz. Ben ahirete gidebilirim ama gittiğim her yere senin sevgini ve kara gözlerini, kara kalbinle beraber (evlilik teklifini reddetmesini kastederek) götürürüm,” demiş. Latife teyzem bu romantik laflar üzerine yumuşamış ve kendisinin de onu sevdiğini ama bu şekilde olmasının imkansız olduğunu söylemiş.

Muammer Bey’in olmadığı bir ortamda Latife Hanım’ın, imam nikahı ile dahi olsa böyle bir birlikteliği kabul etmesi, karşısındaki kişi Mustafa Kemal dahi olsa mümkün olmayan bir şey. Bazıları bundan hoşlanmayabilir, imam nikahı ile alır mıymış, almaz mıymış, öyle miymiş, böyle miymiş diye. Zaten o devirde başka nikah türü yok. Bu bilgiye ulaşmış bazı yazarların da belirttiği gibi, gizli kalacak bir beraberlik teklifi var ama bunun reddedilmesi de var. Bunun üzerine resmi evlenme teklifini İzmir’den ayrılacağı gün yapıyor. Bu evlenme teklifinde, Latife teyzemin de anlattığı gibi, dört gün boyunca konuşuyorlar ve “Fikir birliğine vardık,” diyorlar.

FİKRİYE HANIM KÖŞKÜN KAPISINA DAYANDIĞINDA…

Gözlerden kaçan önemli bir başka detay daha var. Fikriye Hanım, Köşk’ün kapısına dayandığında Paşa ve eşi Latife Hanım’ın Çankaya’da olmadığı kendisine söyleniyor. Ancak Gazi ve Latife Hanım o sırada Köşk’ün üst katında misafirleri Fethi Bey ile Galibe Hanım’ı ağırlıyorlar, birlikte kahvaltı yapıyorlardı. Galibe Hanım’ın anlattığına göre silah sesi geldiği zaman, suikast girişimi olduğu endişesiyle hanımlar masanın altına saklanmışlar. Bu durum, Paşa ve eşinin aslında Fikriye Hanım’ın köşke ikinci gelişinden haberleri olmadığını gösteriyor, onun ispatıdır.

Daha sonra Fikriye Hanım’ın yeğeninin anlattığına göre, babası (Fikriye Hanım’ın kardeşi) hastaneye gittiğinde Fikriye Hanım ölmüştü. Babası, oradaki hastaların, sırtından vurulan bir kadının getirildiğini ve sürekli, “Alçaklar beni vurdular,” diye bağırdığını söylediklerini anlatıyor. Yine hastaların anlatımına göre kurşun deliği elbisesinin sırt kısmındaymış. Sonra Fikriye Hanım’ın kardeşine bu olayı fazla kurcalamaması söyleniyor. Gelibolu’da kaldığı yerdeki özel eşyaları, mektupları, günlükleri gizemli bir şekilde ortadan kayboluyor. Tabii şurası da çok acıdır ki, bu olay gazetelerde, “Paşa’nın uzak bir akrabası maalesef intihar etmiştir,” diye yazılıyor…

ATATÜRK’ÜN OĞLU MU VAR

Kitapta çok tartışılacak başka bir anlatım da yer alıyor; “Fikriye Hanım Atatürk’ün üvey babası Ragıp Bey tarafından akrabası. Mesela Abdürrahim Tuncak, Mustafa Kemal’e çok benzer. Abdürrahim Tuncak, Mustafa Kemal kabakulak geçirdiği zaman Zübeyde Hanım tarafından Halep’e götürülüyor. Bu kadar küçük bir çocuk bu kadar yaşlı bir kadın oğlu ölecek diye on yaşındaki çocuğu yanında götürüyor, bırakmıyor. Zübeyde Hanım’ın niçin bu çocuğu oraya götürdüğü soru işareti. Bize göre bu Abdurrahim Tuncak’ın Mustafa Kemal’in oğlu olduğununun önemli bir işareti. Aralarındaki benzerliğe bakılırsa onun Fikriye Hanım ile Mustafa Kemal’in oğlu olma ihtimali de var.”

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s